Makaleler
 
TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası )

Birleşmiş Milletler/FAO – Roma Dünya Gıda Zirvesi Münasebetiyle Tügis’in Görüşü

Dünya Gıda Güvencesinde Dengeler
Geleceğin tarihçileri zamanımıza baktıklarında 20. yüzyılın son yarısını hiç şüphesiz, “büyüme çağı” olarak adlandıracaklardır. Örneğin nüfus; 1950 yılında dünyada 2.5 milyar artış geçmiş 4 milyon yılda olandan daha fazladır.

Dünya ekonomisindeki büyüme ise daha belirgin. 20. yüzyılın son yarısında dünya ekonomisi yedi kat büyüdü. Ekonomi büyüdükçe, talepleri dünyanın karşılayabileceğinden daha fazla olmaya başladı; artık gezegenimizin doğal kapasitesini aşıyor oldu. Örneğin, su kullanımı üç kat büyüdü ama buharlaşma yoluyla taze su üretiminin kapasitesi biraz değişti, deniz ürünlerine talep beş kat arttı ama denizlerden elde edilen sürdürülebilir deniz ürünleri üretimi değişmedi, fosil yakıt kullanımından yayılan karbondioksit dört kat arttı ama doğanın karbondioksit emme kapasitesi çok az değişti.

İnsanın talepleri dünyanın doğal kapasitesini aştıkça gıda üretimi artışı daha da zorlaşıyor. 1950’den 1984 yılına kadar dünya tahıl üretimi nüfustan hızlı artarak kişi başına üretilen tahıl miktarı % 347lük bir artışla tarihi zirve yapmıştı. Ancak 1984’den beri tahıl hasadı artışı nüfus artışının gerisinde kaldı. Neyse ki soya fasulyesinin devreye girmesi ile protein açığı saf dışı edilmeye çalışıldı. Tarımsal momentum kaybı yaşandı. O zamandan beri tahılın genetik verim potansiyelinde etkileyici bir gelişme kaydedilmedi, gübre kullanımı artık yatay bir seyir izliyor, sulamadaki hızlı büyüme yavaşladı, 1990 yıllarına kadar ortalama yıllık % 2 olan dünya tarım arazisi verimliliği son yıllarda % 1’e düştü.

Eğer tarım alanı verimliliği yavaşlamaya, nüfus yılda 70 milyon veya daha fazla artmaya devam ederse, ülkeler ulusal güvenliği besin kıtlığı, yüksek besin fiyatları ve yeni ortaya çıkacak kıtlık politikalarıyla tanımlaya başlayabilirler.

Gıda sorunu, kısa sürede ulusal devletlerin temel sorunu olan terörizmi bile gölgede bırakabilir.
Şimdiki yapısıyla dünya ekonomisinin, dünyadan aşırı talepleri var. Bunun kanıtları; daralan ormanlarda, genişleyen çöllerde, yükselen karbondioksit ve ısı seviyelerinde, kuruyan nehirlerde ve yok olan türlerde görülebilir. Bütün bu çevresel yıkıcı etkilerin neredeyse hepsi gıda beklentisini olumsuz yönde etkiliyor.

Dünyanın besin talebi üçe katlanınca sulama suyu kullanımı da üçe katlandı. Sonuç olarak dünya büyük bir su açığı ile karşı karşıya. Ama bu açık neredeyse algılanmaz durumda. Bir ton tahıl üretmek için bin ton su gerektiğinden, gıda güvenliği ile su güvenliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Diğer yandan su düzeyleri düşerken ısı yükseliyor. Büyüme mevsimindeki 1 derecelik ısı artışının buğday, pirinç ve mısır verimini yüzde 10 azalttığını ABD Tarım Bakanlığı’ndaki ürün ekologları bildiriyor.

Hızlı sanayileşme, tarım alanlarının süratle daralmasına yol açıyor. Ülke sanayileştikçe tarım alanları sanayi ve konut alanları için kullanılmaya başlanıyor. Otomobil kullanımı yaygınlaştıkça yol, otopark, otoyol inşaatları değerli tarım alanlarının yerini alıyor.
 
Diğer taraftan çiftçiler kendi küçük topraklarında ekimin ekonomik olmadığı gerekçesiyle arazilerini terk ederek başka yerlerde iş aramaya başlıyorlar. Genç insanlar şehirlere göç ettikçe yitirilen işgücü nedeniyle kırsalda çifte hasat yani tarlanın ikinci ürüne derhal hazırlanması hemen hemen ortadan kalkıyor.

Gelirler arttıkça beslenme biçimi de değişiyor. Daha fazla meyve ve sebze talebi oluyor. Bu da sonuçta çiftçilerin arazilerini tahıldan daha karlı, daha yüksel getirili olan bu ürünlere açmalarına neden oluyor.

Gelecek yarım yüzyılda, dünyanın karşı karşıya kalacağı tehditleri küçümsemek olanaksız. Dünya sadece nüfus artışından gelecek 3 milyar insanı beslemekle kalmayacak, beslenme biçimlerini değiştirerek besin zincirinde bir üst basamağa çıkan ve daha fazla tahıl yoğun hayvansal ürün yemek isteyen tahmini 5 milyar insan olacak. Dünyanın her yıl eklenen 70 milyon insanı besleme deneyimi uzun zamandır var, ancak aynı zamanda gıda zincirinin üstüne tırmanmak isteyen 5 milyar insanı besleme deneyimi yok. İlaveten bugün sayıları 1 milyarı aşmış açlık içindeki insanları da dışlayamayız.

Arz tarafında ise dünya çiftçileri toprak erozyonu ve tarım alanlarının tarım dışı kullanımla yitirilmesi gibi geleneksel tahditlerle savaşmak zorunda. Buna düşen su düzeyleri, sulama suyunun nüfusu artan şehirlere aktarılması ve artan ısı gibi daha yeni çevresel tehditler de ekleniyor.

Gelecekteki gıda güvenliğinin garanti altına almak hem çok zor hem de iddialı bir meydan okuma. Kişi başına düşen tarım alanlarındaki daralmayı durduracak, meraları çölleştiren aşırı otlatmayı engelleyecek ve toprak erozyonunu, doğanın yeni toprak oluşturma hızının altında tutabilecek miyiz? Aynı zamanda tarım alanlarını çevreleyen çöllerin yayılmasını durdurmamız, hasatların azaltma tehlikesi yaratan ısı yükseltmesini kontrol altına almamız, su düzeylerinin düşmesini engellememiz ve tarım alanlarını tarım dışı kullanımdan korumamız mümkün olacak mı?

Giderek artan biçimde ekonomik olarak bütünleşmeye çalışan bir dünyada gıda güvenliği şimdi küresel bir sorun. Tarımsal kaynak tabanını istikrarlı tutmakta ve besin üretiminin geleceğini garanti altına almakta herkesin çıkarı var. Bunu gerçekleştirmek için yapılacakları şu ana başlıklar altında toplayabiliriz;
- Tarımsal alanların korunması,
- Su düzeylerinin istikrarının sağlanması,
- İklimi stabilize etmek,
- Dünyanın verimliliğini yükseltmek,
- Besin zincirinde verimli biçimde yükselmek,

Bunların gerçekleştirilmesindeki olası zafiyetler, bugünkü kaynakların ancak 7 milyar dünya nüfusunu besleyebilecek düzeyde bulunması nedeniyle dünyanın daha ayrıntılı arz ve talep projeksiyonlarına ihtiyaç gösteriyor. Halen FAO, Dünya Bankası veya ABD Tarım Bakanlığı tarım ekonomistleri tarafından gelen bu projeksiyonların hidrologlar, meterologlar ve tarım bilimcilerin de katılımıyla boyutlandırılması gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın ilk yarısı sonunda 3 milyar nüfus artışının tahmin edildiği dünyada gıda güvenliğinin sağlanmasının başarısı için esas unsur, güçlü, duyarlı siyasi liderlerin varlığıdır. Bu konuların karmaşık etkileşimini anlayan yetkin liderlerin yokluğunda, bir ülkenin gıda güvenliğini sağlamak mümkün olamayacaktır.

TÜGİS
Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası

 
 
Necdet Buzbaş
TÜGİS Başkanı
Yeni Yasa Ve Gıda Sanayimiz

5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” T.B.M.M.’de 11.06.2010 tarihinde kabul edilip 13.06.2010 tarih ve 27610 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

2006 yı...

Makalenin Devamı   
 
TUGİS Türkiye Gıda Sanayi İşverenlerinin kısaltılmışıdır. Neden TÜGİS Bir Kuruluşa Mensubiyet "Birlikten Güç Doğar" yaklaşımı ile Üye Kuruluşa Güç Katar, Üye Kuruluşu Ortak Meseleleri birlikte çözmek için, bir tür Koruyucu Şemsiye altına alır.

TÜGİS, 1961 yılında Kurulmuş olup, Türkiye'de Gıda ve içecek Sektörünün temsilcisi olarak...
Devamı   
 
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu
Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği
İktisadi Kalkınma Vakfı
İktisadi Araştırmalar Vakfı
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu
Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu
Milli Prodüktivite Merkezi
Türkiye İstatistik Kurumu
Diğer Linkler   
© 2006 Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası, Tüm Hakları Saklıdır.