 |
Necdet Buzbaş (TÜGİS Başkanı)
Tügis ve Değişen İşveren Sendikacılığı
Türkiye’de çağdaş anlamda işçi – işveren ilişkilerinin yasal temeli 1961 Anayasası ile atılmıştır.1961 Anayasası işçi ve işverenlere sadece sendika kurma hakkını vermekle kalmamış, aynı zamanda toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt haklarını da tanımıştır.
1961 Anayasasının esaslarına uygun olarak hazırlanan ve 1963 yılında çıkartılan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunları endüstriyel ilişkiler sisteminin temel koşullarını hazırlamışlardır.
Türkiye’de gerçek anlamda işveren sendikalarının kurulması bu tarihlere rastlar. Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS), 24 Ocak 1961 tarihinde kurulmuştur.İstanbul’da kurulu altı işveren sendikası 15 Ekim 1961 tarihinde “İstanbul İşveren Sendikaları Birliği” adı altında örgütlenmeye gitmişler, 20 Aralık 1962 tarihinde yaptıkları Olağan Genel Kurul’da aldıkları kararla birliğin adını “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu” olarak değiştirmişlerdir.
5 Ağustos 1965 tarihinde toplanan Olağanüstü Genel Kurul’da yapılan ana tüzük değişikliği ile merkez Ankara’ya nakledilmiştir.
Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası, TİSK’in kurucu üyesidir. Günümüzde gıda sanayi; ülkemizin önemli, gelişmeye açık, modern teknolojiyle üretim yapan, araştırma geliştirmeye değer veren sektörlerinin başında gelmektedir.TÜGİS’in sağladığı uzlaşma ortamı, gıda sanayinin gelişmesine olumlu katkı yapmış, bu gelişme çalışanların refahına olumlu yansımıştır.
Türkiye’de bir çok demokratik hak ve özgürlükler, toplumun iç dinamikleri sonucu gelişen olmayıp siyasi iradenin isteğiyle dışarıdan aktarılan kurumlar olmuşlardır. Günümüzde işçi sendikacılığı, işveren karşısında sosyal ve ekonomik bakımdan daha fazla pay almanın bir aracı olmaktan çok öte nitelikler kazanmıştır.Buna rağmen endüstriyel yaşamdaki değişimler işveren sendikacılığını da korumak gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Sendikalar, toplu iş sözleşmesi bağıtlama, grev ve lokavt hakları ve sosyal bağımsızlık özellikleriyle derneklerden farklılaşmaktadırlar.İşçiler açısından sendikalar, sermaye karşısında birleşmiş olan emek gücünü, işveren sendikaları için de sermayenin gücünü temsil ediyor denilebilir.Ancak günümüz dünyasında ekonomik yaşam küreselleşmenin de getirdiği zorlamalarla oldukça farklılaşmıştır.
İşveren için sermayeder olmaktan çok girişimci olmak önem kazanmıştır.Risk alma, know how sahibi olma, araştırma geliştirme, iyi yönetişim ilkeleri, sosyal sorumluluk gibi karmaşık yapılı bir işverenlik modeli doğmuştur.Rekabetin yok edici boyutlara ulaştığı, çok uluslu şirketlerin bile birbirini satın alarak yok ettiği (Kraft, Cadbury’i 19.2 milyon dolara!) uluslararası arenada korunması gereken artık en az işgören kadar işveren ve işletme olmalıdır.Sermaye, mal ve hizmetlerin son hızla yer değiştirdiği küremizde, işgörenlerin çalışma hayatlarının sürdürebilirliğinin işveren hünerine ve işletmenin başarılı olmasına bağlı olduğunu artık herkes görmelidir. Küreselleşme rüzgarları İşveren Sendikacılığına tarihsel bir sorumluluk yüklemiştir.Günümüz işveren sendikacılığı “İşverenlerin ekonomik, sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek, klasik deyişin ötesinde, işgörenlerin emeği ile işverenlerin üstlendikleri tüm risklerin bir denkleştirme ile sürdürülebilir mal ve hizmet üretimine yönlendirilmesinde iş hayatının sesi ve vicdanı olmak olarak tanımlanabilir.Böylece üstlenilen rol ile işveren sendikaları kamu düzenini sağlayıcı ve dengeleyici bir fonksiyon icra etmiş olacaklardır.
ÖNÜMÜZDEKİ YILLAR VE DEĞİŞECEK DENGELER Önümüzdeki yakın yıllarda değişecek dengelerin neler olabileceğinin ipuçlarını, İşçi Konfederasyonlarının çeşitli ortamlardaki söylemlerinden hareketle ortaya koymak mümkün. “Türkiye, kaygı verici boyutlara ulaşan işsizliğin azaltılması, temel sosyal haklar, sendika özgürlüğü, grev hakkı, insan onuruna yakışır düzgün işlerin artırılması, sağlık, güvenlik, istihdamın artırılması, ekonomik ve sosyal çıkarları korumakta kamunun sorumluluğunun artırılması ve sosyal koruma sistemlerinin güçlendirilmesi konularında ülkemizin kendi gerçeklerine dayanan bir “sosyal model geliştirilmelidir” denilerek sınırları çizilmemiş bir istekler topluluğu ortaya konulmakta takiben sıralanan konular ile özel seçilmiş vurgular yapılmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir: 1. 2821 ve 2822 sayılı sendikal mevzuata ilişkin tasarılar kanunlaşmalıdır. 2. İşsizlik sigortasından yararlanma koşulları iyileştirilmeli, işsizlik sigortası amacı dışında kullanılmamalıdır. 3. Düzenli gelir yardımı sistemi kurulmalıdır. 4. Ulusal istihdam stratejisi oluşturulmalıdır. 5. Gençlerin istihdam imkanları geliştirilmelidir. 6. 4857 sayılı İş Kanunu revize edilmelidir (esneklik – güvence dengesi yeni baştan düzenlenmeli, çalışma süresi haftalık 45 saati aşmamalı, fazla mesai ve denkleştirme sürelerini düzenleyen madde revize edilmeli vb.). 7. Kayıtdışı ile mücadelede her türlü imkan seferber edilmelidir. 8. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin çalışmalar başlatılmalıdır (Türk – İş ise genel grev nedeni olarak yaklaşıyor). 9. Asgari ücret yeni bir konseptle belirlenmelidir (çalışan ailesiyle beraber ele alınmalı, asgari ücret asgari yaşam standardını sağlamanın bir aracı olarak belirlenmelidir). 10. Sosyal yardımlar ve primsiz ödemeler sistemi yasal mevzuata kavuşturulmalıdır 11. Aile yardımı modern bir sosyal güvenlik sigortası olarak ülkemizde uygulamaya sokulmalıdır. 12. Kadınların işgücü piyasasına girişini kolaylaştıracak çalışmalar yapılmalıdır. 13. Üçlü sosyal diyalog sürecindeki sosyal kabul sorunu aşılmalıdır. 14. Sektörel sosyal diyalog komiteleri kurulmalıdır. 15. İşyeri bilgilendirme ve danışma konseyleri çalışma hayatımıza kazandırılmalıdır. 16. Mesleki eğitime olan talep artırılmalıdır.
Diğer taraftan Avrupa Birliği bizim için çok önemli.Tam üyelik müzakereleri yaptığımız bir birlik.O nedenle önümüzdeki yılların getirecekleri büyük ölçüde AB müktesebatına uyum ile şekillenecektir. Avrupa komisyonu tarafından hazırlanan 2009 yılı Türkiye İlerleme Raporu, Fasıl 19 : Sosyal Politika ve İstihdam Başlığı altında yer alan eleştiri ve eksikleri de şöyle özetlemek mümkün; 1. İş kanununun kapsamının genişletilmesi ve bir dizi AB iş hukuku direktifinin iç hukuka aktarılması gerekmektedir.Çalışma ve Sosyal Bakanlığı’nın ve bağlı kuruluşlarının idari kapasitesi henüz yeterli değildir. 2. İş sağlığı ve güvenliği konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.Bununla birlikte, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin çerçeve direktifin iç hukuka aktarılmamış olması büyük bir eksikliktir.Diğer konuların yanı sıra, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, devlet memurlarını henüz kapsamamaktadır. 3. İş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin veri toplama sistemi daha fazla güçlendirilmelidir.Kayıt dışı sektörde yaşanan kazalar bildirilmemektedir. 4. İşçi başına düşen müfettiş oranı, mevzuatın uygulanmasının etkili bir şekilde denetlenmesini mümkün kılmamaktadır. 5. Sendikalar mevzuatına ilişkin reform birkaç yıldır beklemektedir.Türkiye’de sendikal haklar henüz tam tesis edilmemiştir.Mevcut yasal çerçeve, gerek kamu sektörü gerek özel sektör için AB standartları ve ILO sözleşmeleriyle uyumlu değildir. 6. Sektörler arası, sektörel ve işletme düzeyinde sosyal diyalog genellikle zayıf kalmaktadır.Toplu sözleşmelerden yararlanan işçi oranı genel olarak düşüktür (2007 ve 2008 yılında imzalanan toplu sözleşmeler, istihdam edilen 21.194.000 işçinin 694.474’ünü (% 3)). 7. Genel bir istihdam stratejisi yoktur.Kayıt dışı ekonomi ile mücadeleye özel bir önem verilmiştir.Ancak kayıt dışı istihdamın ölçülme yönteminin daha fazla geliştirilmesine gerek vardır. 8. Yoksulluk riski ile karşı karşıya olan nüfusun oranı oldukça yüksektir.Türkiye nüfusunun % 18.56’sı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.Yoksulluğu ve sosyal içermeyi izlemek için oluşturulan ulusal mekanizmalar zayıftır.Ortak Sosyal Koruma ve İçerme Belgesinin (JIM) tamamlanmasına gereken önem verilmelidir. 9. Sosyal koruma, sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin etkin bir şekilde planlanması koordinasyonu ve sağlanmasında hala eksiklik bulunmaktadır. 10. Ayrımcılıkla mücadele konusunda ilerleme kaydedilmemiş, AB müktesebatının zorunlu kıldığı bir eşitlik kurumu hala mevcut değildir. 11. Eşit fırsatlar konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiş, T.B.M.M. bünyesinde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmuştur.
GÜNDEM ISINIYOR ! 1 ) Siyasi iktidar tarafından hazırlanan, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ülkemiz çalışma hayatıyla ilgili son derece önemli düzenlemeler içermektedir.Yargı ve parti kapatma ile ilgili maddelerindeki değişikliklere yoğunlaşan iş dünyası yazık ki bu maddeleri değerlendirmekten kaçındılar. Mevcut anayasanın aşağıda belirtilen 51.nci maddesinin 4.ncü fıkrası, 53.ncü maddesinin 4.ncü fıkrası ile 54.ncü maddesinin 3.ncü ve 7.nci fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır. • “Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz”. • “Aynı işyerinde, aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz”. • “Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur. • “Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz”. Bugüne kadar sosyal taraflarca olumsuz bir şekilde gündeme getirilmeyen, mevcut çalışma barışının korunmasında etkili bu maddelerin kaldırılmasının geçmişteki kaos günlerini tekrar yaşamımıza neden olabileceği endişesindeyiz.Kaldı ki bu konularda ILO’nun Türkiye’ye yönelik hiçbir eleştirisi de olmamıştır. 2 ) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan sendikalar kanun taslağı 10 Mart 2010 tarihinde sosyal taraflara iletilmiştir.Bakanlık bu konuda zamanı iyi kullanıp, bir an önce yasalaştırma çabasındadır. TİSK, sendikalar kanunu taslağında sakıncalı bulduğu hükümleri şöyle sıralamıştır; a ) Sendikalar Kanunu Taslağı (2821 yerine) - Meslek sendikacılığının düzenlenmesi, - İşyeri sendikalarının kabulü, - Federasyonların oluşturulması, - Kamu işveren sendikaları ile ilgili hükümlere yer verilmemesi, - Üyeliğin kazanılması ve üyelikten istifa halinde noter şartının kaldırılması, - Üyelik aidatında tavan miktarın kaldırılması, - İşçi sendikası ve konfederasyonu yöneticiliğine seçilenlerin aşırı korumaya alınması, - Check – off sisteminin kaldırılmaması, - İşyeri sendika temsilcilerinin güvencesinin daha da artırılması, - Sendikal güvencenin artırılması, - Yetkili olmayan sendikaya işyeri sendika temsilcisi atayabilme yetkisi verilmesi, - Sendikaların nakit mevcutlarının yüzde kırkından faz olmamak kaydıyla sınai ve iktisadi teşebbüslere yatırım yapabilme imkanının ortadan kaldırılması, b ) Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu Taslağı (2822) - % 10 işkolu barajının tamamen kaldırılması, - Grev ve lokavt yasaklarıyla ilgili 2822 sayılı kanuna 29,30,31,32,33 ve 34.ncü maddelerinin yürürlükten kaldırılması. - Uygulanmakta olan bir grev ve lokavtın kamu düzeni ve kamu sağlığı bakımından sakıncalı görülmesi halinde tamamen veya kısmen yasaklanmasının mahkeme kararına bırakılması. 3 ) Kıdem Tazminatı : Türk iş hukukunda yıllardan beri kıdem tazminatı sorununa çözüm arandığı bilinmektedir.Bunun nedeni kıdem tazminatını düzenleyen mevzuatın, diğer ülkelere oranla aşırı gelişmiş olmasıdır.1936 tarihli ilk İş Yasası’nda (No:3008) işçinin beş yıllık kıdemden sonra kazandığı bu hak, daha sonraki yıllarda yapılan değişikliklerle sürekli geliştirilmiş ve tazminat miktarı artırılmıştır. Kıdem tazminatı işletmeler açısından önemli bir maliyet unsurudur.Uygulamada kıdem tazminatı yükü ağırlaştıkça yararlananların sayısı azalmakta, krizler nedeniyle kapanan işyerlerinden kaç kişinin kıdem tazminatı alabildiği doğrusu bilinmemektedir. Kıdem tazminatı sorununa çözüm arama çabaları 1954 yılından beri devam ede gelmektedir. Bugünlerde kıdem tazminatı konusunda iş kamuoyunda farklı çözüm arayışları ileri sürülüyor.Bazı görüşler Kıdem Tazminatı Fonu kurulması, bazı görüşler 13.ncü maaş olarak ödenmesini bazı görüşler de tamamen kaldırılmasını istiyor. Ağırlık kazanan görüş ve siyasi iradenin eğilimi, devlet güvencesi altında kurulan, yönetiminde kesinlikle işçi ve işveren taraflarının yer aldığı bir fonun kurulması ve işçilerin müktesep hakları muhafaza edilerek bu fonun çalıştırılmasıdır. TİSK, 2821 ve 2822 sayılı yasaların değişikliğinde kıdem tazminatının da beraberinde görüşülmesi gerektiğini ortaya koyan bir duruş sergilemektedir.TÜRK-İŞ’in Kıdem Tazminatına dokunulmasının genel grev nedeni olarak kamuoyuna sunması çözümü güçleştiriyor.
SÖZÜN ÖZÜ TÜGİS olarak; • Ekonomi, çalışma hayatı ve gıda sektörüyle ilgili atılacak tüm adımlarda üyelerimize fayda sağlamak ilkesinden yana olmak. • Üyelerimizin, karar alma süreçlerine etkin katılımını teşvik etmek. • Siyasi irade ile ilişkilerde çözümden yana, dikleşmeden dik durarak yapıcı bir politika izlemek. • Diğer sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışmaya önem vermek. • Sektörel dayanışmayı güçlendirerek, ilişkilerin sosyalleşmesine katkıda bulunmak.Geleceğimizi başkalarından yardım bekleyerek değil, kendi ellerimizle şekillendirmek. Stratejilerimizi sizlerle paylaşıyoruz.
Necdet Buzbaş TÜGİS Başkanı
|
 |