 |
Dünya Gıda Günü Sn. Necdet Buzbaş'ın konuşma Metni (YENİ)
16 Ekim 2009 The Marmara
Sayın Bakanım, Sayın FAO Türkiye Temsilcisi, Sayın Valim, Değerli Bürokratlar, Seçkin Konuklar, Medyanın Değerli Temsilcileri, Sevgili Genç Gıdacılar,
16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kuruluşu) Türkiye Temsilciliği’nin katkılarıyla Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) tarafından düzenlenen toplantıya hoşgeldiniz. Sizleri şahsım ve TÜGİS Yönetim Kurulu adına saygı ile selamlıyorum.Ankara’dan teşrifleri nedeniyle başta Sayın Bakanım Mehdi Eker’e, değerli bürokratlara ve FAO Türkiye temsilcisi ile diğer illerimizden gelen konuklara ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Bilindiği gibi “Dünya Gıda Günü” her yıl dünyanın çoğunluk ülkelerinde bir dizi etkinliğe sahne oluyor.FAO tarafından belirlenen bir konu yine FAO ülke temsilcilikleri yardımıyla tüm dünya ülkelerine yaygınlaştırılıyor ve işlenerek dünya kamuoyu ile paylaşılıyor, dikkat çekiliyor. Bu yıl belirlenen konu “Kriz döneminde gıda güvencesinin başarılması”.Bugün düzenlenen panellerden I.nci panelde konuşmacılar bu konuyu derinlemesine tartışacak ve görüşlerini sizlerle paylaşacaklardır.II.nci panelde ise konuşmacı olarak yarının gıdacıları bugünün üniversite gençlerine söz verdik.Tartışacakları konu gıda güvenirliği.Hatırlanacağı gibi 2009 yılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca gıda güvenirliği yılı olarak ilan edilmiş, Güvenilir Gıda Sağlıklı Yaşam Kampanyası ile desteklenmiştir. Dünya Gıda Günü’nün temel işlevi, belirlenen konu ne olursa olsun dünya kamuoyunun dikkatini açlığa çekmektir.Dünyamızda açlık giderek artış göstermekte ve küresel gıda güvencesi yakın tarihindeki en ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Çoğu gelişmemiş ülkelerde yaşayan bir milyardan fazla sayıda insanın şu anda temel beslenme gereksinimlerini karşılayacak yeterli gıdaya ulaşamamalarını gelişmiş dünyanın ayıbı olarak değerlendiriyorum. Hatırlanacağı üzere açlıkla mücadele konusunda eyleme geçilmesinin gerekliliği, 1996 yılında Devlet ve Hükümet Başkanları’nın katıldığı birinci “Dünya Gıda Zirvesi” ile başlangıç göstermişti.Bu zirvede, o gün 840 milyon olarak belirlenen dünya açlık çeken insan sayısının en geç 2015 yılına kadar yarı yarıya azaltılması yani 420 milyona indirilmesi hedef olarak benimsenmişti. 1996 yılından 2006 yılına gelindiğinde yani ilk zirveden tam on yıl sonra açlık çeken insan sayısının 862 milyona ulaştığı tespit edilmiştir. Günümüzdeki durum daha da üzücüdür.Bu durumun ortaya çıkmasında, açlıkla ilgili yapısal sorunların çözümü yerine para jimnastiğinin ön plana çıkarılmış olması (iane politikaları) ve ülke kalkınma politikalarında tarıma yer verilmemesi gibi nedenler ileri sürülse de 2007 ve 2008 yıllarında yaşananların açlık çeken insan sayısının artmasında ayrıcalıklı etkilerini görmemezlikten gelemeyiz. 2007 yılı işlenmemiş gıda hammaddeleri ve petrol fiyatlarının hızla arttığı ve tavan yaptığı bir yıl olmuştur.Kısaca “Gıda Krizi” olarak adlandırılan olayların nedenleri çok konuşuldu.Bu nedenleri; artan dünya nüfusu ve gelişmekte olan çok nüfuslu ülkelerin beslenme tarzlarındaki değişiklikler, petrol fiyatlarındaki artışların yol açtığı alternatif enerji kaynağı arayışlarında biyoyakıt üretiminde işlenmemiş gıda hammaddelerinin kullanılması ve bazı fonların spekülatif amaçlı gıda hammaddeleri ticaretleri şeklinde sıralayabiliriz. 2008 yılı ilk çeyreği sonlarına gelindiğinde görüldü ki bir yıl içinde işlenmemiş gıda hammaddeleri fiyatlarında yüzde 52 oranında artış olmuştur (FAO gıda fiyatları endeksi).Artan gıda fiyatları yanında, gıda krizinin yol açtığı gıdaya ulaşım yollarının kapanması gelişmemiş ülkeleri hemen etkilemiş, 1 Eylül 2008 tarihi itibarı ile dünya açlık çeken insan sayısının 75 milyon artışla 937 milyona ulaştığı belirlenmiştir. Sıraladığımız gıda krizi nedenleri içinde üzerinde en az durulan, kafa yorulmayan spekülasyon idi.2008 Mayıs’ında Şikago Borsası’nda gıda ile ilgili işlemlerin 175 milyar dolarları bulması kimsenin dikkatini çekmiyordu.Finansal piyasalardaki bu başıboşluk bir krizin öncü dalgaları olabilir miydi? Nitekim çok sürmedi, ABD’de finansal kriz baş gösterdi. ABD’leri merkezli finansal kriz, 2008 yılı üçüncü çeyreğinden başlayıp reel sektörü de etkisi altına alarak ekonomik krize dönüşmüş ve tüm dünya ülkelerine yaygınlaşarak küresel bir boyut kazanmıştır.İngiltere, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülke ekonomileri fazlaca etkilenmiş, önce durgunluğa sonra küçülmeye zorlanmışlardır.Bu ekonomilerle ticari ilişkileri bulunan diğer ülke ekonomileri de etkilenmiş, işyeri kapanmaları ve küçülmeler işten çıkartmaları hızlandırmış, körüklemiştir.Yükselen işsizlik ve krizin olumsuz moral etkileri tüketici harcamalarının ve talebin düşmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerde yaşayan göçmenlerin işlerini kaybetme riski yerli halka göre daha fazla olduğundan işsiz kalan göçmenlerin ülkelerine gönderdikleri tasarruflardaki azalmalar kendi ülkelerinde ciddi geçim kaygılarını gündeme getirmiştir. Henüz ne zaman sonlanacağını kestiremediğimiz küresel ekonomik krizin bugünkü sonuçlarının bile dünya gıda güvencesine büyük yıkım yaptığını kabullenmek zorundayız.Kriz öncesi dünya gıda ithalatı toplam 1 trilyon 15 milyar dolar civarındayken 2009 yılı sonunda bu rakamın 790 milyara azalacağı tahmin edilmektedir. Krizin neden olduğu, başta ABD olmak üzere gelişmiş ekonomilerdeki işsizlik ve satınalma gücündeki kayıplar gelişmemiş ülkelerdeki yoksulluk sınırında yaşayan 105 milyon insanı açlığa terk etmiştir.Böylece 2008 Eylül ayında 937 milyon olarak belirlenen dünya açlık çeken insan sayısı, 2009 yılı sonunda 1.04 milyara ulaşacaktır. Bugün dünyanın en yoksul ülkeleri, krize herhangi bir katkıları olmamalarına rağmen, krizin etkilerini en şiddetli şekilde yaşamaktadırlar.Açlık sınırında olanların sayısı artıyor, bulaşıcı hastalıklar ve ölümler ekonomiler yoksullaştıkça yaygınlaşıyor. Dünya Bankası Kalkınma Komitesi Küresel Krizin yoksulluk bilançosunu açıkladı.Komite 2010 yılı sonuna kadar 90 milyon kişinin daha aşırı yoksulluğa (günde 1.25 dolar ile yaşama savaşı verecek) sürüklenebileceğini bildirdi.Böylelikle artışı bir türlü önlenemeyen dünya aç insan sayısı 2010 yılı sonunda 1.132 milyara ulaşmış olacaktır.ABD’de otomotiv devlerinin çökmesiyle Meksikalı ve Kanadalı işçilerin evlerine dönme zorunluluğu ile Güney Afrikalı ve Zambiyalı maden işçilerinin azalan üretim sonucunda işsiz kalmalarının bu rakamı daha da yükseltmesinden endişe edilmektedir. 2007 – 2008 yıllarında yaşanan “Gıda Krizi” nin henüz sona ermediğini, küresel ekonomik kriz nedeniyle sadece ötelendiğini kaydedelim.Nitekim FAO Direktörü Jacques Diout bu tespitimizi “Finans sektörünü düzene sokmak gerekiyor, fakat gıda krizinin de hala devam ettiğini unutmamak gerekir” sözleriyle bizi doğrulamaktadır. Bir yandan dünya açlık çeken insan sayısının her yıl artış göstermesi diğer yandan tarım ve gıda sektörlerindeki yeni gıda arayışları, (fonksiyonel), biyoteknoloji senaryoları ve gen transferindeki gelişmeler gıdayı vazgeçilmez olduğu kadar stratejik de kılıyor. Bugün küreselleşmeyle ülkeler sadece komşularından değil, tüm dünyadaki ekonomik, politik ve sosyal gelişmelerden etkilenmektedirler.Öyleyse dünya ekonomisini yönlendirecek iddiasıyla ortaya çıkan yeni oluşum G-20’lerin sorunlu değil sorumlu küreselleşme ilkesini benimseyerek sadece finansal krizden çıkmaya öncelik veren değil, küresel anlamda daha büyük tehdit oluşturan yoksulluğa ve açlığa acilen çözüm üreten olmaları beklenmelidir.Ancak üzülerek söylemek gerekir ki ne G20’lerin Pittsburgh toplantısından ne de IMF – Dünya Bankası’nın İstanbul’da gerçekleştirilen yıllık toplantılarında küresel yoksulluğa karşı ortak bir strateji çıkmıştır. Kriz öncesi, açlığın giderilmesi amacıyla her yıl gerçekleştirilmesi gereken yapısal yatırımlar için belirlenen 30 milyar dolarlık katkı payı, (bağış) krizin getirdiği tahribat nedeniyle 70 milyar dolara yükselmiştir.30 milyar doların toplanmasında büyük güçlükler yaşanırken İngiltere ve Fransa kriz döneminde de olsa kendi paylarına düşen değeri toplam 10 milyar dolara ulaşan IMF’den özel çekme hakkı kredilerini Sahra Altı Afrika ülkelerine aktaracaklarını bildirerek olumlu yönde bir başlangıç yapmışlardır. 16 – 18 Kasım 2009 tarihlerinde Roma’da yeni bir Dünya Gıda Güvenliği Zirvesi toplanacaktır.Umarız zirveye katılan Dünya Liderleri açlık gerçeğini göz ardı etmeden gerçekçi ve içtenlikli kararlar alır ve uygulamaların takipçisi olurlar.Unutmayalım ki Dünya Barış ve Güvenliği buna bağlıdır.Açlık ve yoksulluk şimdilik bazı ülkeler için siyasi istikrarsızlık ve savaşlara neden olarak gösterilse de yaygınlaşması yeni bir Dünya Savaşı nedeni olabilecektir.
Sayın Konuklar,
Ülkemizde açlık sorununun yaşanmıyor olması, dünya açlık sorununa ilgisiz kalmamızı gerektirmez.Açlığın empatisini yapmak imkansız olsa da açlığın bir insanlık ayıbı olduğunu sözbirliği ile dillendirebiliriz.Esasen bugünkü birlikteliğimizin amacı da budur. Beni dinlemek nezaketinde bulunduğunuz için hepinize teşekkür ederim.Sizleri tekrar şahsım ve TÜGİS adına saygı ile selamlıyorum.
Necdet Buzbaş TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı
|
 |